Makale Arşivi
PHOTOSHOP’LA ÜNLÜ RÖTUŞLAMANIN SINIRLARI

Kulağa bayat bir konu gibi gelebilir: Ünlülerin dergi fotoğraflarının Photoshop ile gerçek dışı bir hal alacak kadar çok rötuşlanması. Ancak tüm dünyada bu trend değil azalmak, gitgide fantastik bir boyuta ulaşıyor.
Çoğu reklam kampanyası için çekilen, gencecik yıldızların fotoğrafları üzerinde bile, artık fotoğraftakinin kim olduğu anlaşılmayacak kadar oynanıyor. Bir süre sonra orijinal fotoğraflar ortaya çıksa bile, ne dergiler ne de ünlüler Photoshop’un desteğini almaktan vazgeçmiyor.
Bu rötuşlu fotoğraflara bakıp aldanan kişi sayısı da giderek azalıyor aslında. Yine de eğlence sektörünü takip edenlerin böyle bir kandırmacayı hoş gördüğü anlaşılıyor. İmaj üzerine kurulu bir dünyada, bu imaja bir de Photoshop efektleri eklenmiş, çok mu? Zaten çoğu ünlü isim de, fotoğraflarının rötuşlu olduğunu umursamaz bir tavırla kabul ediyor.
Örneğin hiç şüphe yok ki, sorsak Seda Sayan’a ‘Evet anacığım Photoshop’lu o fotoğraf’ diyecek ve ardından bir de şen kahkaha patlatacaktır. Bu durum öyle noktalara geldi ki, mesela Marie Claire‘in kullandığı bu kapak fotoğrafında vücut tamamen başkasının bile olsa, herhalde hiçbirimiz şaşırmayız.
Peki, bu konuyu neden tartışıyoruz? Alan razı veren razı değil mi? İşin aslı, bu tip rötuşlu fotoğrafların bir sakıncası var ve hiç de küçümsenemeyecek bir sakınca. Özellikle gelişme dönemindeki genç kızlar ya da erkekler bu tip kusursuz fotoğraflardan olumsuz yönde etkileniyorlar. Kusursuzluğun bu kadar alkışlanması, öne çıkarılması, rağbet görmesi nedeniyle ergenlik çağındaki gençler sağlıklarını tehlikeye atma pahasına diyetlere giriyorlar. Çok genç yaşlarda estetik olma hevesine kapılıyorlar. Azıcık tombik bir arkadaşlarını hemen dışlayıveriyorlar.
Seda Sayan’ın röportajından bir alıntı var kapakta: ‘Hayatıma giren hiçbir erkek beni tanımadı.’ diyor. Bu fotoğrafla birlikte kendisini tanıyamayanların sayısında artış olabilir!
DİL BİLGİSİ, TASARIMINIZI BALTALAMASIN!

Tasarımcılar metin yazarı, redaktör, editör gibi bir tasarımdaki yazım ya da mantık hatalarını denetleyen kişilerle iş birliği yaparlar. Böylelikle baskı ve yayım benzeri son aşamalara gelindiğinde, çalışma hatasız olarak ortaya koyulabilir. Bu ideal iş ortamının dışında, çalışmanın hazırlanmasından baskısına dek her şeyiyle tek başına ilgilenmek zorunda olan grafikerler de vardır elbette. Herhangi bir tasarımda yapacağınız dil bilgisi yanlışları, başkaları tarafından düzeltilecek olsa bile, şüphesiz şanınıza gölge düşürecektir.
Görsel yetenekleri gelişmiş ama dil bilgisi ile arası hiçbir zaman iyi olmayan tasarımcılar ne yapabilirler?
İlk olarak çok sık kullanılan ve hata affetmeyecek kimi sözcüklerin doğru yazılışlarını mutlaka öğrenin. Sözlük ve yazım kılavuzlarından hatalı bildiğinizi düşündüğünüz, emin olamadığınız sözcüklere bakın. Kendinize bir liste hazırlayıp, listeyi masaüstünüzde kolayca erişebileceğiniz şekilde tutabilirsiniz. Örneğin:
- Her şey
- Herkes
- İyi ki
- Promosyon
- Alışveriş
- Hiçbir
- Her biri
- Kontör (telefon)
- Restoran
- Aksesuar
yanlış yazıldıklarına sıkça rastlanan sözcüklerden bazılarıdır. Yukarıdaki listede doğru yazılış verilmiştir. Eğer otomotiv benzeri teknik terimlerin sıkça yer aldığı bir sektörden müşterilerle çalışıyorsanız, sektörde sıkça geçen terimlerin doğru yazılışlarını da listeleyebilirsiniz.
Türk Dil Kurumu‘unun online sözlüğünden mutlaka yararlanın. Şüpheye düştüğünüz an siteden kolay bir şekilde aklınıza takılan sözcüğü aratabilirsiniz. Güncel sözlüğün yanı sıra sitede, yazım kılavuzu hizmeti de var: http://www.tdk.gov.tr
Özellikle bilgisayar başında çalışanlar kolayca bu siteden faydalanabilirler. İnternet bağlantısı yoksa çalışma masanızda yazım kılavuzu ya da büyük bir Türkçe sözlük bulundurmak da faydalı olur.
SOSYAL PAYLAŞIM AĞLARINI NASIL KULLANIYORUZ?

Sosyal medya gitgide hayatımızda daha önemli bir yer kaplamaya başladı. Örneğin tanıdığım pek çok kişi gün çerisinde haber takibi için Twitter’dan yararlandığını söylüyor. Facebook’un hayatımızı nasıl etkilediğine gelince, gün geçmiyor ki bir başka makale daha yayınlanmasın!
Sosyal ağlara ilgi gösterenler çoğu kez, birkaç siteye birden üye oluyor. Peki neden böyle? Hepsi de birer sosyal paylaşım sitesi ise neden biriyle yetinemiyoruz? Neden hepsine ayrı ayrı şifre girip, orada ne oluyor diye bakma ihtiyacı duyuyoruz?
Yukarıda bu sorulara ışık tutan güzel bir donut örneği var. Bir kişinin çörek yemesinden yola çıkarak, bu durumun sosyal paylaşım sitelerinde nasıl farklı şekillerde anlatıldığını, aynı durumun hangi farklı yönleriyle ele alındığına işaret ediyor.
Örneğin Twitter’da çörek konu başlığı altındaki bir tartışmaya katılırken, Facebook’ta çörek beğenmekle meşgul oluyoruz. Youtube’da çörek yerken göründüğümüz bir videoyu paylaşırken, Instagram’la da çöreğimizin vintage efektli fotoğraflarını çekiyoruz.
Burada çörek elbette bir joker kelime. Çörek yerine herhangi bir konuyu ele alarak örneğe uygulayabiliriz.
İNTERNETTE KİŞİSEL BİLGİ GÜVENLİĞİ ÖNERİLERİ

İnternette pek çok siteye üye olurken şifre ve özel bilgiler kullanılıyor. Bunun yanı sıra online alışverişten uzak durmak neredeyse imkansızlaştı. Böylece artık kredi kartı veya kimlik bilgilerini de online olarak yaymaya başladık. Her zaman bu bilgiler risk altında olsa da, internette kişisel bilgilerinizin güvenliğini sağlamak için atabileceğiniz 5 basit adımdan söz edelim.
1-GÜÇLÜ ŞİFRELER KULLANIN
Güçlü şifre demek, şifre çözücülerin işini zorlaştıracak şifre demektir. Güçlü bir şifre oluşturmak istiyorsanız, şifreniz büyük harf, küçük harf, rakam ve sembol içermelidir. Örneğin ‘Jh1cFi!‘ gibi. Bazı siteler sembol kullanıma izin vermeyebilir. Bu durumda büyük, küçük harf ve rakam kullanabilirsiniz. Böyle bir birleşimi hatırlamak kolay olmayabilir. Şifreleriniz için bir not defteri edinebilirsiniz ancak şifrelerinizi online olarak, örneğin eposta kutunuzda saklamamalısınız.
2-TARAMA GEÇMİŞİNİZİ ve ÇEREZLERİ TEMİZLEYİN
Firefox, Chrome ya da Internet Explorer, tarayıcınız hangisi olursa olsun, ayarlar bölümüne giderek çerezleri ve web / tarama geçmişini temizle / sil seçeneğini tıklayarak bu geçmişi sık sık silin. Hatta tarayıcınızda çerezleri ve web geçmişini saklama seçeneklerini devre dışı bırakın. Web geçmişi ve çerezler kötü amaçlı kişilerin ellerinde kişisel bilgilerinizi bulabilecekleri bir kaynağa dönüşebilir.

3-RİSKİ AZ BİR KREDİ KARTI NUMARASI KULLANIN
Online satın alma işlemlerinde kredi kartı bilginizi vermeniz gerekir. Alışveriş yaptığınız sitenin güvenli ve bilinen bir site olduğundan emin olmadan hiçbir siteye kart bilgilerinizi vermeyin. Online alışverişlerde kullanmak üzere limiti düşük bir kredi kartı edinin. Kredi kartlarınız arasında son kullanma tarihi yakın olanı tercih edin. Alışveriş ederken sitenin sizden istediği tüm güvenlik önlemlerini dikkate alın. Diyelim ki sanal klavye kullanmanız tavsiye ediliyorsa bu öneriyi dinleyin.
4-ELEKTRONİK CİHAZLARINIZI TAKİBE ALIN
Bunun anlamı, özellikle yeni teknolojiyle üretilen elektronik cihazlara yükleyebileceğiniz uygulamalardan faydalanmanızdır. Örneğin iPhone’un ‘Find My iPhone’ uygulaması cihaz çalındıktan sonra yerini tespit etmenizi hatta içindeki bilgilerinizi silmenizi sağlıyor. Tabii ki bunu cihazın kendisinden değil, evdeki ya da bir arkadaşınızdaki bilgisayardan yapıyorsunuz. Yine dizüstü ve tablet bilgisayarlar veya iPad’ler için de bu tip uygulamalar internetten kolayca indirilebiliyor. Download.cnet.com‘a bakabilirsiniz.

5-SPAM ve REKLAMLARI ENGELLEYİN
İnternet tarayıcınızdaki spam engelleme, açılır pencere engelleme, reklam bloglama gibi seçenekleri işaretleyin ve aktif hale getirin. Eğer tarayıcınızda bu tip İngilizce ‘ad-block’ olarak tabir edilen engelleyiciler yoksa, ek olarak indirip yükleyebilirsiniz.
22 AĞUSTOS İNTERNET SANSÜRÜ DENEME SÜRÜŞÜ BAŞLADI
Önce 22 Ağustos 2011′de yürülüğe gireceği söyleyen yeni internet filtresi yasasının 3 ay ertelendiği duyuruldu. Ardından 22 Ağustos’ta filtre sisteminin denenmeye başlandığı açıklandı. Bu arada filtre paketlerinden ‘yurtiçi’ seçeneğinin de kaldırıldığı söylendi.
Peki, ne oldu? Tepki gösterilen sansürcü yaklaşım kalktı mı, hayır. Bu konuda ardı ardına gelen farklı açıklamalarla, deneme ve yanılmalarla kafası karışanlar için Yurtsan Atakan’ın bugün yayınlanan kısa, ama bu düzenlemeye neden ‘hayır’ denmesi gerektiğini anlatan makalesini öneriyorum.
Yayın organlarının denetimi elbette dünyanın her ülkesinde var. Fakat sanırım bu uygulamalar ‘neyi’ denetlediğinize göre ya fayda ya da zarar sağlıyor. Atatürk’e hakaret edildiği gerekçesiyle Youtube’a erişim uzun bir süre engellendi. Bir ülkedeki tüm internet kullanıcıları, bir başkasının eylemi üzerine cezalandırıldı. Hakaret eden ciddiye alındı, amacına ulaştı vs. Başkası olsa ne kadar cahilce bir yaklaşım diyebiliriz ama bunu yapan devlet kurumu olunca, güler misin ağlar mısın?
Teknolojinin baskıcı ve yasaklayıcı zihniyeti yenmesi dileğiyle..
İNTERNET YOLUYLA NASIL PARA KAZANILIR?
Önce şu soruyu hemen cevaplayalım: İnternetten para kazanılır mı?
- Evet.
Fakat aynı hızla çok önemli bir noktaya açıklık getirelim: İnternet yoluyla para kazanmak demek çalışmadan, üretmeden ya da yatırım yapmadan para kazanmak anlamına gelmez. Öyleyse bu büyük yanılgı nereden kaynaklanıyor? Çünkü internet kolay ulaşılabilir ve tek başına yürütülebilecek bir iş yeri gibi algılanıyor. İnternet yoluyla iş yapmak için ofis tutmak, adam çalıştırmak, takım elbise giymek gerekmiyor. Ama aynı mantıkla şunu sorgulayalım: Hepimiz evde yiyecek birşeyler hazırlayabiliyoruz. Peki, kaçımız bundan para kazanabiliyoruz?
İşte bu nedenlerden ötürü aslında internetten para kazanmaya çalışmak yanlıştır. Doğrusu internet yoluyla para kazanmak olabilir. İnternet sizin fikirlerinizi, çalışmalarınızı, ürünlerinizi ya da beceriniz her neyse onu yayarak para kazanmanızı sağlayacak bir araçtır. Şimdi bu aracın nasıl değerlendirilebileceğine bir göz atabiliriz.
1. Parlak fikirler size zaman kaybettirmesin.
Acımasız bir başlık gibi görünebilir. Yine de bir düşünelim. Gerçekten yeni bir Facebook ortaya koyabilecek misiniz? Genç yaşta dolar milyarderi olan Amerikalı gençlere öykünmenin Hollywood yıldızlarına özenmekten bir farkı yok. Bu tip mucitler dünyada sayılı ve çoğu da bilgisayar mühendisi. Daha üniversitede program yazmaya başlayıp projelerine yatırım alıyorlar. Üstelik artık internet dünyasındaki boşluk giderek daralıyor. Yapılmayan ne kaldı diye düşünerek zaman kaybetmek yerine ‘Ben neler yapabilirim’e odaklanmanız daha çabuk sonuç verecektir.
2. Bloglar & Reklamlar
İsterse milyonlarca ziyaretçisi olsun, eğer bir web sitesi ya da blog, sayfalarına reklam koymuyorsa (ya da üye olanlardan para talep etmiyorsa), bir kazancı olması da mümkün değildir. Demek ki internet yoluyla para kazanmak için çok sayıda ziyaretçisi olan ve reklam aldığınız bir ya da birkaç bloga ihtiyacınız var.
Sitenizde reklam yayınlamanın ise birkaç yolu var. İlkinde siteniz palazlandıktan sonra firmalar sizi keşfedip sitenize reklamlarını koymak isteyebilir. Size mail atarlar, ararlar ve pazarlık edersiniz. Firmalardan reklam bedeli olarak aylık 100 TL mi yoksa 1000 TL mi talep edeceğiniz ziyaretçi sayınıza göre değişir.
Diğer bir reklam yayınlama yöntemi de GoogleAdsense‘ e tıklayarak reklam programına kayıt olmaktır. Bu şekilde kimseyle muhattap olmadan web sitenizde Google’ın otomatik olarak yayınlayacağı reklamlar için yer açabilirsiniz.
Bir patronunuz olmadan, pazartesi günlerinden nefret etmeden ve sabah saat 8′de uyanmadan sitenizdeki reklamlar aracılığıyla evinizi geçindirecekseniz, ziyaretçi sayınızı (ve dolayısıyla sayfanızdaki reklamlara tıklayanları) artırmalısınız. Günlük ziyaretçi sayınız en az on binleri bulmalı.
Bu on binler şokunu atlattıktan sonra nerede yanlış yaptığınıza bakalım. Benim gördüğüm kadarıyla, insanların kişisel bir blog açıp sonra da bunu binlerce kişinin çok ilginç bulacağını sanmaları, kazanç yolundaki en büyük hata oluyor. Eğer para kazanmayı düşünüyorsanız ihtiyaca yönelmelisiniz. Her telden dem vuran bir blog yerine belirli bir konuya odaklanın. Yemek tarifleri, anne ve çocuk, makyaj hileleri, araba modelleri, ev dekorasyonu, bilgisayar oyunları, teknoloji haberleri… gibi. Hatta bu başlıklar altında daha küçük bir başlık seçip o konuda uzmanlaşan bir blog ya da site, ziyaretçi sayınızı daha kolay artırmanızı sağlayabilir.
3. Mesai yapmadan olmaz.
Sitenize nasıl ziyaretçi çekeceksiniz? Tek bir cevap var: Mesai harcayarak. Her gün onlarca makale yazmanız, çeviri yapmanız, yeni yerleri, ürünleri ya da konunuz ile ilgili diğer yenilikleri takip etmeniz, blogu sürekli yenilemeniz, yazmanız, yazmanız, yazmanız gerekiyor. Sitenizi tanıtmak için sosyal ağları kullanabilir, diğer bloglarla arkadaşlık kurarak kendi blogunuzun reklamını yapabilirsiniz. Ve bütün bunları yaparken elbette zaman harcayacaksınız. Çalışmalarınızın 6. ayında henüz düzenli bir geliriniz yoksa bu sadece normal bir durumdur.
4. Blog yazmak size göre değilse yeteneklerinizi pazarlayabilirsiniz.
Google’a ‘stock photography’ yazıp karşınıza çıkan siteleri inceleyin. Bugün internette fotoğraflarınızı, grafik çalışmalarınızı, çizimlerinizi satarak para kazanabileceğiniz pek çok web sitesi var. Bu iş için stüdyo kuranları bile tanıyorum. Unutmayın ki, düzenli bir gelir için düzenli olarak çalışmanız internette de şart. Sürekli üretmeli, dosyalarınızı yenilemeli, dosya sayınızı artırmalısınız ki kazancınız oluşsun. Üstelik bu tip siteler her çalışmanızı da kabul etmezler. Temiz ve özenli işler ortaya koymalısınız. Ancak kapıyı bir kez araladıktan sonra sevdiğiniz işi yaparak geçinmenin zevki de bir başka olsa gerek. Yoksa Türkiye’de illüstrasyon yaparak geçinmenin başka bir yolu var mı?
Görüldüğü gibi internet yoluyla para kazanmak kulağa çalındığı kadar kolay ve zahmetsiz bir süreç değildir. Elbette hazır sermaye ile çabuk ve kapsamlı bir biçimde inernet girişimciliğine soyunulabilir ve olumlu sonuçlar da alınabilir. Bu makalede ben daha çok evden çalışmak isteyen ve hazırda sermayesi bulunmayanları hedef aldım. Herkese kolay gelsin.
PHOTOSHOP’TA KOLAY MAKYAJ UYGULAMASI
Adriana Lima’nın ilk fotoğraftaki doğal makyajını bozup 2. fotoğraftaki neon renklerdeki makyajı yapan benim. Bir makyöz ne kadar uğraşıyor bilemiyorum ama bu işlem benim sadece birkaç dakikamı aldı. Merak edenler için işte püf noktası:
Fotoğrafınızı Photoshop’ta açtıktan sonra yeni bir layer açın. Bu layer seçiliyken ‘Brush Tool’ (fırça) ikonuna tıklayıp soft brush’lardan uygun büyüklükte bir brush seçin. Hardness % 0 olsun.
Brush seçiliyken renk paletine giderek göz kapağını boyayacağınız rengi seçin. Ardından göz kapağını fırçayla boyayın. Resimde gördüğünüz üzere kabaca boyanmış olacak ve hiç de doğal gözükmeyecek; panik yok.
Göz kapaklarını kaba bir şekilde Brush Tool ile boyadıktan sonra araç kutusunda Eraser Tool’a giderek (silgi) tıklayın. Opacity’yi resimde gördüğünüz gibi %10′a ayarlayın. Ardından kirpiklere yakın bölgenin ve diğer boyayı taşırdığınızı düşündüğünüz yerlerin üzerinden silgiyle geçin.
Sıra geldi sihirli dokunuşa. Şimdi hali hazırda ilk açtığınız yeni layer seçiliyken, ‘Blend Mode’ sekmesinde ‘Overlay‘ seçeneğini tıklayın. Ve işte az önceki kaba boyamanızın nasıl da bir anda gerçekçi bir makyaja dönüştüğünü izleyin. Dilerseniz hemen yandaki ‘Opacity’ oranıyla oynayarak makyajın keskinliğini de değiştirebilirsiniz.
Makyajı yumuşatmanın bir başka yolu da, ‘Blur Tool’u seçerek makyajın göze batan keskin hatlarının üzerinden geçmek olabilir. (Blur Tool, araç kutusunda boya kovasının hemen altındadır.)
Dudakları da farklı bir renge boyayacaksınız yine aynı işlemleri yapacaksınız. Tabii 2. bir layer açtıktan sonra.
Bu dersle ilgili her türlü soru ve yorumlarınızı buradan paylaşabilirsiniz.
‘BANNER’ TASARIMI HAKKINDA İPUÇLARI
Banner tasarlarken aklınızdan hiç çıkarmamanız gereken bir nokta var, o da banner’ın ticari bir tasarım olduğu. İşin artistik yönüne odaklanıp ticari amacı gözden çıkarmamalısnız.
Reklam verenlerin çoğu banner’ları sadece site ismini yaymak için kullanmazlar. Amaç çoğu kez insanların bu banner’lara tıklayarak sitelerine gelmesi, üye olması ve hatta ürün satın almasıdır. Bunu sağlamak için bilinmesi gereken püf noktaları sıralayalım:
1- Banner fark edilir olmalıdır. İnsanları tıklamaya teşvik etmelidir. Ve bu kişiler doğru kişiler olmalıdır. Ürünle ya da sitenizle ilgilenmeyecek rastgele kişilerin tıklaması beklenen geri dönüşü sağlamayacaktır.
2- Banner dosyalarınız küçük olsun. Böylece sayfaya yüklenmeleri çabuk olur. Büyük dosyalarınız web sayfalarına geç yüklenebilir bu da pek çok insanın daha sizin banner sayfada gözükemeden, başka sayfaya tıklaması, sayfadan çıkması sonucu başarısızlığa uğramanız anlamına gelir.
3- Banner’ınıza tıklanabileceğinin altını çizin. Tasarladığınız banner sadece bir resim gibi görünürse pek çok kişi es geçecektir. Tasarımınızın tıklamaya yönelttiğinden emin olun. ‘Buraya Tıklayın’, ‘Şimdi Kaydolun’ vb yönlendirme cümleleri kullanabilirsiniz.
4- Parlak renkler kullanın. Sarı, yeşil, mavi gibi renklerin canlı tonları daha çok ilgi çekecektir.
5- Dikkat çekmeyi amaçlarken kafa karıştırmadığınıza ve can sıkıcı olmadığınıza emin olun. Animasyon kullanıyorsanız abartmamaya özen gösterin. Banner’ınızın neyle ilgili olduğunun anlaşılması önemlidir. Örneğin, ‘Bu siteyi mutlaka görün’ demek yerine, ‘Bedava fotoğraf arşivi, şimdi tıklayın’ demeniz daha yerinde olur. Mesajın olabildiğince kısa tutulması ve mümkünse ‘bedava’, ‘ücretsiz’ benzeri cazip sözcüklerin kullanılması geri dönüşümü artırır.
Amacına ulaşan, başarılı banner tasarımlarını şurada inceleyebilirsiniz.
ÇOCUK TEMALI KİTAP TASARIMINA İYİ BİR ÖRNEK
Bir ürünün ambalajının, ürünü sattıracak özellikleri hızlı bir şekilde vermesi önemlidir. Kitap kapaklarını da ürün ambalajı olarak değerlendirirsek, aynı mantığı kitap kapakları için de yürütebiliriz. Fotoğraflarda gördüğünüz kitap annelere yönelik. Çocukları için kendilerinin hazırlayabileceği çeşitli giysi ve oyuncakları evde nasıl yapabileceklerini anlatıyor. Kitabın kapağı da, içi de bu anlamda oldukça profesyonelce hazırlanmış. Bir annenin hemen ilgisini çekebilecek, çocuklara yönelik olduğu ilk bakışta anlaşılacak naiflikte bir kapak.
İç tasarımda kullanılan renkli fotoğraflarda çocuklar çok mutlu, tanıtılan giysi ya da oyuncaklar da son derece cazip görünüyor. Tasarımın sadeliği ve basitliği sanki bu tarifleri gerçekleştirmek de çok basitmiş izlenimi yaratıyor.
Kitap tasarımında, tasarım ve içerik ilişkisinin göz ardı edilmemesi gerektiğine ve aksine kitabın satışını hızlandırmakta tasarımın önemli bir rol oynadığına iyi bir örnek.
Kitabı incelemek için tıklayınız.
BASKI İŞLERİNDE HANGİ İŞİN ÖLÇÜSÜ NE OLMALI?
İnternetteki forumlarda gördüğüm kadarıyla en çok araştırılan konulardan biri, hazırlanacak herhangi bir baskı işinin ölçülerinin kaça kaç olması gerektiği. Dergi, poster, flyer, katalog benzeri işlerde, kağıt ziyan etmeden ve matbaada sorun çıkmayacak şekilde çalışmak için, doğal olarak pek çok kişi doğru ölçüleri arıyor.
Bu gibi durumlarda aslında en iyisi işe başlamadan önce matbaayla görüşüp en uygun çalışma ölçülerini almak olacaktır. Bununla beraber aslında pek çok baskı işinin ölçüleri standarttır. Genellikle A4 temel alınarak çalışılır. A4′ün yarısı, 2 katı vb ölçülerdeki işler, (kullanılan kağıt açısından) kaybı engelleyecek işlerdir.
Tesadüfen karşıma çıkan Printplayers.com ise, bu konuda size yardımcı olabilir. Sitede farklı işler için standart ölçüler ve kağıt gramajı, renk tercihi gibi diğer seçenekler bir menü şeklinde sıralanıyor. Aslında firmanın fiyat tekliflerine yönelik hazırladığı bu menüyü ihtiyacı olanlar, baskı işlerinde hangi ölçülerin standart olduğunu görmek ve fikir almak için kullanabilirler. Ek olarak, matbaadan fiyat alırken size hangi bilgileri soracaklarını görmüş olursunuz.
Önemli Not: Sitedeki ölçülerden birini seçtikten sonra, bu ölçülere kesim payı eklemeyi unutmayın. Benim tavsiyem, baskıya verilecek çalışmalarda en az 5′er mm kesim payı verilmesidir.














